Gene geçti birgün daha…
Düşünüyorum yana yana…
Zaman avuçlarımdan hala…
Kanayarak yol buldu
Kuruyarak harita oldu
Yine bir haykırış daha…
Ne sesi var ne sedası
Bu sefer anladım benmişim gerçeğin tek manası
Ama olmuyor işte aldığım yollar, belki de yol değil…
Belki de yürüyen bu bacaklar bana ait değil
Belki de bu benim hayalim rüyam hiç değil…!!!
Bak düşüp kalkmaktan paramparça olmuş çoraplarım..
Ben o baloya beklediğin sindirellan değilim, olamam…
Elimde kazandıklarımın ve kaybettiklerimin listesi ve ağırlığı
Yaşadıklarım boyumdan büyük
Yeniden oyunlara dönemem…
Bak gülmekten çizgi çizgi olmuş yüzüm…
Ben elinde bir elma ve kahkası hep taze bir cadı olurum…
Elimde kocaman hiçlik ve boşluk faturası…
Gidenler yaşım kadar küçük
Yeniden geçmişe dönemem…
24 Mart 2010 Çarşamba
~ Öfkenin Dansı ~
Kalbinde telaş ve korku
Bir huzursuzluk hakim gecede…
Özgürsün denizin üstünde sonsuzluğa uçan martılar gibi…
Özgürsün kararların ve sen…
Cirit atıyorlar gecede…
Kalabalık bir arkadaş toplantısı
Bir iki yudum keskin içkinin tadı
Yudumluyorsun hayalleri, az sonra oradasın
Dans pistinin tam ortasındasın
Güzel ve hoş bir kadın, aptal,savunmasız zarif bir erkek…
Bütünleşiyorlar pistte ve dokunuşlar tamamlıyor geceyi
Yıldızlar ve ay gibi…
Gece bir şeytan gibi halinden memnun sırıtırken
Perdenin arkasında birisi…
Bütün bunları hisseden de kim?!
Bu kadın ve bu erkek…
Belki de hiç bilmeden saatler sonra
Neden oluyorlar gözyaşlarına…
Gece gene halinden memnun bir şeytan gibi kahkasını patlatırken?
Çok uzaklarda birisi
Bütün bunları gören de kim?!
Bir huzursuzluk hakim gecede…
Özgürsün denizin üstünde sonsuzluğa uçan martılar gibi…
Özgürsün kararların ve sen…
Cirit atıyorlar gecede…
Kalabalık bir arkadaş toplantısı
Bir iki yudum keskin içkinin tadı
Yudumluyorsun hayalleri, az sonra oradasın
Dans pistinin tam ortasındasın
Güzel ve hoş bir kadın, aptal,savunmasız zarif bir erkek…
Bütünleşiyorlar pistte ve dokunuşlar tamamlıyor geceyi
Yıldızlar ve ay gibi…
Gece bir şeytan gibi halinden memnun sırıtırken
Perdenin arkasında birisi…
Bütün bunları hisseden de kim?!
Bu kadın ve bu erkek…
Belki de hiç bilmeden saatler sonra
Neden oluyorlar gözyaşlarına…
Gece gene halinden memnun bir şeytan gibi kahkasını patlatırken?
Çok uzaklarda birisi
Bütün bunları gören de kim?!
2 Ekim 2009 Cuma
PLASTİK ÇİÇEK
Çiçekli bir masa örtüsü gibi
Geçirmiş üstüne belli belirsiz
Sürmüş renklerini
Geçirmiş en kaliteli maskeyi
Farklı bir hayat hikayesinden fırlar gibi
Dergilerdeki renkler, ışıltılar gibi
Çizgi çekmiş kendi ile insanlar arasında
Bir yol var
Gitmeye ne gerek var…
Al bu renk de benden sana hediyem olsun, kullanırsın arada…
Doğal olan bir şeyi sevmezsin, doğallık nedir bilmezsin aslında…
Acılarını, kaprislerini bütün bunlar örter mi sandın??
Kompleksli nefesin ve hayallerin…
Geçit vermez ve insanlığı anlamaz kibirlerin…
Biz kimiz ki senin yanında bir nevi böcek…
Sen kimsin ki evren yanında
Olsan olsan plastik bir çiçek...
Geçirmiş üstüne belli belirsiz
Sürmüş renklerini
Geçirmiş en kaliteli maskeyi
Farklı bir hayat hikayesinden fırlar gibi
Dergilerdeki renkler, ışıltılar gibi
Çizgi çekmiş kendi ile insanlar arasında
Bir yol var
Gitmeye ne gerek var…
Al bu renk de benden sana hediyem olsun, kullanırsın arada…
Doğal olan bir şeyi sevmezsin, doğallık nedir bilmezsin aslında…
Acılarını, kaprislerini bütün bunlar örter mi sandın??
Kompleksli nefesin ve hayallerin…
Geçit vermez ve insanlığı anlamaz kibirlerin…
Biz kimiz ki senin yanında bir nevi böcek…
Sen kimsin ki evren yanında
Olsan olsan plastik bir çiçek...
6 Eylül 2009 Pazar
Ses... Birkiüç...
Her gün uyandığımda dünyaya dair yeni şeyler buluyorum… Bulduklarım ne beni korkutuyor ne de dünyadan uzaklaştırıyor…
Yıl 2009, kavram denilen şeyler çoktan önemini yitirmişken aslında birçok kelime anlamını yitirmişken hala birçok insan gerek kendini gerek ideolojisini sersemce savunabiliyor.. Daha emek kelimesinin anlamını bilmeyen insanlar ortaya çıkıp ahkam kesebiliyor ya da kendilerini dünyanın merkezi görüp başkalarına böcek muamelesi yapabiliyor.. herkesin kendince kral ya da kendince kraliçe kesildiği bir dünyada yaşamak gittikçe güçleşiyor… At gözlüğü takanların çoğaldığı, üstelik at gözlüğü takmayacağına inandığımız adamların bile bir adet muhakkak edindiğini görmek hem şaşırtıcı hem de durup düşününce mantıklı hale gelebiliyor…
Egolar inanılmaz tavan yapmış durumda, herkes kibirle kuşatılmış ve birbirimizi görmekten birbirimizi anlamaktan ya da anlayışlı olmaktan uzak et yığınları haline geldik ne yazık ki… ‘ Bu çok iyi birisidir’ dediğimiz kişilerin bile belli bir süre sonra raydan çıktığını ve yeniden yanılmış olmanın verdiği hayalkırıklığıyla daimi sessizliğimizde boğulur olduk…
Ne olursa olsun, gerek ideolojik- siyasi boyutunda gerek insani- ikili ilişkiler boyutunda, emek kelimesini geniş bir perspektiften ele aldığımızda emeğim emeklikten çıktığını ve takdir edilen bir şey olmadığını söylemek gerekir. Emeğin ne para olarak karşılığını alabildiğimiz ne de ikili ilişkiler bazında geri dönüşümünü yaşamadığımız saydam kokusuz bir madde olarak belirmektedir artık , geçmiş olsun…
Unutmayın kii çoğu zaman iyi niyetinizin ve güler yüzlülüğünüzün karşılığı olarak insanlardan bol miktarda sahtelik göreceksiniz.. Çünkü kavram olarak insan bile yitip gitmeye, hayvanların da kutsal varlıklar halini aldığı bir evrene doğru sürüklenmekteyiz. Ne adaletin adalet ne sevginin sevgi ne de insanlığın insanlık olduğu böyle bir evrende iyi bir insan olmak ve bunun böyle nereye kadar devam edeceğini merak etmek insanı yaşamaya hevesli kılıyor!
Okuyucuya bir uyarı… Kendinizden çok eminseniz ve içiniz rahatsa kimseye hiçbir şeyi açıklamak zorunda değilsiniz.. Bence insan kendini, emeğini kimseye ispat etmek zorunda değildir.. Bunu anlamayan zihniyet zaten anlamaktan uzaksa bunu takdir etmekten de uzaktır..
Bu laflar kime yazılıyor peki? İnsanın kafasını kurcalayan soru… Tüm evrene, tüm insanlara, sistemlere… Nasibini alacak herkese aslında… Ama o nasibini alacaklar zaten ya bi haber yaşarlar ya da farkındaymış gibi yaparlar, ne acı…
Gölgelere, adaletsizliklere cılız değil gümbür gümbür bağırabilmektir önemli olan…
Ve ben hoşgeldim buraya, ses tellerimi olabildiğince zorlayarak bağırmaya…!!!
: )
Yıl 2009, kavram denilen şeyler çoktan önemini yitirmişken aslında birçok kelime anlamını yitirmişken hala birçok insan gerek kendini gerek ideolojisini sersemce savunabiliyor.. Daha emek kelimesinin anlamını bilmeyen insanlar ortaya çıkıp ahkam kesebiliyor ya da kendilerini dünyanın merkezi görüp başkalarına böcek muamelesi yapabiliyor.. herkesin kendince kral ya da kendince kraliçe kesildiği bir dünyada yaşamak gittikçe güçleşiyor… At gözlüğü takanların çoğaldığı, üstelik at gözlüğü takmayacağına inandığımız adamların bile bir adet muhakkak edindiğini görmek hem şaşırtıcı hem de durup düşününce mantıklı hale gelebiliyor…
Egolar inanılmaz tavan yapmış durumda, herkes kibirle kuşatılmış ve birbirimizi görmekten birbirimizi anlamaktan ya da anlayışlı olmaktan uzak et yığınları haline geldik ne yazık ki… ‘ Bu çok iyi birisidir’ dediğimiz kişilerin bile belli bir süre sonra raydan çıktığını ve yeniden yanılmış olmanın verdiği hayalkırıklığıyla daimi sessizliğimizde boğulur olduk…
Ne olursa olsun, gerek ideolojik- siyasi boyutunda gerek insani- ikili ilişkiler boyutunda, emek kelimesini geniş bir perspektiften ele aldığımızda emeğim emeklikten çıktığını ve takdir edilen bir şey olmadığını söylemek gerekir. Emeğin ne para olarak karşılığını alabildiğimiz ne de ikili ilişkiler bazında geri dönüşümünü yaşamadığımız saydam kokusuz bir madde olarak belirmektedir artık , geçmiş olsun…
Unutmayın kii çoğu zaman iyi niyetinizin ve güler yüzlülüğünüzün karşılığı olarak insanlardan bol miktarda sahtelik göreceksiniz.. Çünkü kavram olarak insan bile yitip gitmeye, hayvanların da kutsal varlıklar halini aldığı bir evrene doğru sürüklenmekteyiz. Ne adaletin adalet ne sevginin sevgi ne de insanlığın insanlık olduğu böyle bir evrende iyi bir insan olmak ve bunun böyle nereye kadar devam edeceğini merak etmek insanı yaşamaya hevesli kılıyor!
Okuyucuya bir uyarı… Kendinizden çok eminseniz ve içiniz rahatsa kimseye hiçbir şeyi açıklamak zorunda değilsiniz.. Bence insan kendini, emeğini kimseye ispat etmek zorunda değildir.. Bunu anlamayan zihniyet zaten anlamaktan uzaksa bunu takdir etmekten de uzaktır..
Bu laflar kime yazılıyor peki? İnsanın kafasını kurcalayan soru… Tüm evrene, tüm insanlara, sistemlere… Nasibini alacak herkese aslında… Ama o nasibini alacaklar zaten ya bi haber yaşarlar ya da farkındaymış gibi yaparlar, ne acı…
Gölgelere, adaletsizliklere cılız değil gümbür gümbür bağırabilmektir önemli olan…
Ve ben hoşgeldim buraya, ses tellerimi olabildiğince zorlayarak bağırmaya…!!!
: )
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)